10 Mayıs 2016 Salı

grup liderliği mi yoksa grup üyeliği mi?

Grup üyesi olmak mı, grup lideri olmak mı daha güzel?



Grup üyesi olmak ve grup lideri arasında çok büyük farklar olmasada, liderlerin üstünde biraz daha büyük sorumluluklar vardır. Liderliğin çok güzel bir his olduğunu düşünmemin yanında, grup üyelerinin de sorumluluk sahibi olmaları gerektiğini düşünürsek onların da grubun önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum. Yani ikisinin de sorumlulukları var, fakat grubu yöneten tek bir kişi var. Yani kısaca anlatacak olursak, grup liderlerinin grup üyelerinden daha farklı olarak grubu yönetmek gibi bir sorumlulukları var. Bazı sorumluluklar yerine getirilmezse proje yürütülmeye devam edilebilir, küçük bir eksik oluşur fakat yapılan işin durdurulması için bir neden oluşturmaz. Bazı sorumluluklar ise çok büyük sorunlar oluşturur ve yapılan işin durdurulmasını gerektirir. Yani görüldüğü üzere iki çeşit sorumluluk vardır. Sorumluluğun yerine getirilmemesi halinde sorun çıkaracak sorumluluklar ve sorumluluğun yerine getirilmemesi halinde büyük bir sorun çıkmayacak sorumluluklar. Grubu yönetmek yerine getirilmez ise sorun çıkacak bir sorumluluk olduğu için grup üyelerinden daha büyük bir baskı vardır grup liderlerinde.

Grup üyesi olmanın bazı avantajları ve dezavantajları saymakla başlayalım. Grup üyesi olmanın en büyük avantajı daha da önceden söylediğim gibi grup liderinin sahip olduğu önemli sorumluluklara sahip olmamak. Bu şekilde grup üyelerinin üzerinde hissettikleri baskı grup liderlerinin hissettikleri baskıdan çok daha az. Yani grup üyesi olmak biraz daha rahat hissetmeni sağlar. Grup üyesi olmanın bir dezavantajı ise özgüven eksikliği yaratması. Bir kişinin tüm grubu yönetmesi ve senin de yönetenlerin arasında olman kesinlikle özgüven eksikliğine neden olur. Birinin seni yönettiğini ve grup içerisinde kendi istediklerini yapmamak gerçekten çok kötü bir histir. Ayrıca grup üyelerinde bu his grup liderine karşı kıskançlık da yaratır. Grup üyeleri ayrıca kendinin yönetildiğini hisseder ve özgürlük duygusunu da grup içerisinde çalışırken kaybeder. Kıskançlık hissinin artması ve özgürlük hissinin azalması özgüven eksikliğine neden olur. Bu da elbette ki çok ama çok yük bir dezavantajdır.

Grup lideri olmanın avantajları ve dezavantajlarını saymakla devam edelim. Grup liderliği çok ama çok büyük bir sorumluluk ister ve grup lideri olmak grup üyelerinden çok daha zordur. Grup liderleri bu sorumlulukları yerine getirmeye çalışırken grup üyeleri daha rahat zamanlar geçirir. Yani grup lideri olmak bu grubun gelişmesi için grup üyelerinden daha çok zaman harcamak demektir. Grup liderleri bence grup üyelerinden her zaman daha fazla çalışır ve grup liderleri de bilirki en büyük sorumluluk onların üstündedir. Grup liderinin en büyük görevi daha önceden de söylediğim gibi herkesin çalıştığından emin olmak, organize etmek ve grubu yönetmektir. Bu sorumlulukların hepsi yazının başındaki sorumluluk tipleri arasından yerine getirilmezse sorun çıkacak ve çalışmanın durdurulmasına sebep olacak sorunluluklardır. Bu aşıtı sorumluluk liderlerin bir dezavantajıdır. Başka bir dezavantajları da harcadıkları zamandır. Grup üyelerinin grup liderlerini kıskandığı gibi, grup liderleri de grup üyeleri kıskanır. Bunun nedeni grup üyelerinin harcadığı zaman grup liderlerinin harcadığı zamandan çok daha azdır. Bu da grup üyelerinin bir avantajı, grup liderlerinin bir dezavantajıdır.

Son olarak uzun bir şekilde benim hangisini tercih ettiğimi ve nedenini söyleyeceğim. Ben grup lideri olmayı tercih ediyorum. Bunun en büyük nedeni grup liderleri, her zaman sözünün dinlendiği kişiler ve grupta da çok önemli bir yere sahipler. Ayrıca grup lideri olmak grup içerisinde özgüveni arttırıyor.  Ayrıca bir de grup liderleri grup üyelerinden daha çok çalıştığı ve daha çok zaman harcadığı için kızmaz ve grup üyelerini kıskanmaz ise çok ama çok güzel bir hale gelir gurup lideri olmak. Ayrıca insanlar kendisini gerçekten çok ama çok özgür hisseder grup lideriyken. Grup lideri olmak diğerlerinden fazla bir yükse sahip olmak demektir, fakat bir projeyi tamamlayınca, bir işi başarıyla bitirince de en çok mutluluk yaşayan kişi genellikle grup liderleri oluyor. Bir de kendi egonu tatmin etmek için de grup lideri olmak çok iyi bir durum. Bunun nedeni yine bir işi bitince veya projeyi başarıyla tamamlayınca en çok övgüyü toplayan yine grup liderleri oluyor. Bu nedenlerden dolayı ben her zaman grup lideri olmayı tercih ettim.


anne ve baba çocuğunun en iyi öğretmeni midir ?

Veliler çocuğunun en iyi öğretmeni midir?

Bence bir çocuk için anne ve babanın en iyi öğretmen olup olmadığı, tartışmaya açık bir konudur. Genel olarak çocuklar velilerinin onlara verdiği bilgileri, söylediği sözleri doğru olarak kabul ederler, hatta bu bilgileri başkalarına karşı savunurlar. Çocuklara için bilginin doğruluğu değil, kimden geldiği daha önemlidir. Çocukların düşünme yapısı onu büyüten kişinin her zaman doğru söylediğini savunur. Fakat aslında veli çocuğuna her zaman bir öğretmen olamaz. Bana göre velinin her söylediği söz, çocuk açısından doğru olarak algılanmamalı, başkalarına karşı savunulmamalıdır. Velinin vereceği öğütler de önemlidir, fakat araştırılan veya şahit olunduktan sonra edilinen bilgiler daha doğrudur. Yani benim fikrim, velilerin her zaman en iyi öğretmen olmadığı, çocukların en iyi öğretmeni günümüzdeki tabiriyle “Google amcadır”.

Günümüzde, veliler çocuğunun en iyi öğretmenidir düşüncesine katılan çok sayıda kişi bulunmaktadır. Onlarda biliyorlardır ki çocukların düşünce yapısı velilerin haklı olduğunu düşünmelerine neden oluyor, fakat bu düşünceye katılanların hepsi ayrıca bir çocuğa en iyi eğitimi velilerin verebileceğine de inanırlar. Çocuğunu büyüten, her halini gören, zayıflıklarını ve güçlerini bilen tek insan velileridir sonuçta bir çocuğun, bu da çocukların eğitim döneminde velilerin bir avantajıdır. Veliler eğitimlerini önceden yaşadığı deneyimlere göre yaparlar. Bu şekilde çocuğunu başarılı bir şekilde büyütürler. Bu anlattıklarımdan kolayca anlayabiliyoruz ki, veli çocuğunun en iyi öğretmenidir düşüncesine katılanlar, velilerin deneyimlerinin çok büyük bir avantaj olacağını düşünüyorlar.

Veliler çocuklarının en iyi öğretmenidir düşüncesine katılanların farklı bir nedeni ise çocukların onlar ile yaşamaları. Çocuklar bazı şeyleri görerek, izleyerek öğrenir. Öğretmenin tahtada anlattıkları, internet sitelerinde yazanlar her şeyi öğretmez. Bazı olaylara tanıklık ermek, nasıl olduğunu gözlerinle görmek öğrenmeyi geliştirir. Örneğin coğrafyada dağlar konusunu sınıfta anlatmak yerine yapısını görerek öğrenmek, kimyada tahtada iki kimyasal karıştığını hocanın söylemesi yerine deney yaparak gözlemlemek her zaman daha iyi bir öğrenme yöntemidir. Velilerin böyle bir avantajı daha vardır bu nedenle. Bizde bu şekilde bu düşünceye katılanların başka bir nedeni daha olduğunu anladık.

Benim gibi düşünceye katılmayanların da spesifik nedenleri bulunmaktadır. Öncelikle veliler her şeyi doğru bilse tüm Dünya da ki en büyük profesör olur, dünyalarca para kazanır, meşhur olurdu. Her söyledikleri doğru olsa, her tavsiyeleri hayatta başarıyı arttırsa, her veliye bilge denmesi gerekirdi. Bu da çok saçma, liseyi okumamış veli ve master yapmış bir veli arasında çok büyük bir deneyim farkı var tabii. Bu ikisinin çocuklarına vereceği bilginin doğru olma olasılığı çok farklı, ki master yapmış veli bile bana göre çocuğunun en iyi öğretmeni değil. Bu nedenle veliler çocuklarının en büyük öğretmeni değil.

Velilerin çocukların en büyük öğretmeni olmadığını düşünmemin başka bir sebebi ise bu çocukların zaten bir öğretmene sahip olması ve bu öğretmenlerin asıl amacı konuyu öğretmek değil okul sonrası hayata hazırlamak olması. Çocuklar bir tane eğitimli ve altyapılı bir öğretmene sahipken bana göre anne ve babalarından farklı konularda yardım istemeli. Öğretmenlerden hayata hazırlamalarını, velilerden de destek olmalarını istemeliler. Veliler hem öğretmene destek olmalı hem de diğer hayat gereksinimlerinde yardım etmeliler. Yani benim düşüncem velilerin en iyi öğretmen olmadığı, fakat öğretenlerin arasında olduğudur.
Bana göre bir çocuğunun velisinin onun en iyi öğretmeni olması için çok ama çok deneyimli olması gerekmektedir. Eğitimini düzgün tamamlamış birisi olmasının da bir etkisi olacaktır tabii, fakat bana göre eğitim çocuğun eğitiminde çok önemli bir faktör değildir. Yaşadığı deneyimlerin, geçirdiği maceraların, gördüğü yerlerin ve okuduğu yazıların çok ama çok büyük bir etkisi vardır. 1 senelik eğitimdense 10 tane farklı deneyim ve bu deneyimlerden çıkarttığın 10 farklı ders çocuğuna 10 farklı öğüt olarak dönecek, ve öğütler doğru olacaktır.

Bu yazıda kendi nedenlerimi ve genel olarak insanların ne düşündüğünü aktarmaya çalıştım. Tekrarlamak gerekirse, bana göre anne ve babadan oluşan veli gurubu kendi öz çocuğunun en iti öğretmeni olamaz. Sadece verdiğim kriterlere uygun bir veli, en iyi öğretmen olabilecek potansiyele sahiptir. Bunun yanında öğretmenlerin de bir dezavantajı vardır ki, çok fazla eğitimden geçtikleri için bu potansiye

yaz kampım

Yaz kapının ilk günleri

Bazen farklı bir yere gider, tanımadığın insanlarla olur, bilmediğin yemekleri yer ve görmediğin şeyleri görürsün. Her yeni olan şey sana biraz daha nerde olduğunu bilmiyorsun duygusu verir. Bu duyguyla beraber ne yapacağını da bilemezsin. Bir amaç için gittiğin yerden bazen tam tersi ile dönersin. Benim yaz kampı hikayemin ilk günleri de böyle korkutucu geçti. Kimseyi tanımıyor, hiç bir yeri bilmiyor, ne yapacağımdan habersiz, derslere gidip odama geri dönüyordum.

    Uçağımın kalkacağı günden bir önceki gün çok heyecanlıydım. Gitmek için sabırsızlanıyordum. Elbette içimden bir ses yazın 3 haftalık dil kursuna gitmek yerine yazlıkta kalabilirdin diyordu. Fakat bu kurs hem öğretici hem de eğlenceli olacaktı benim için. Sabah 8 de kalkacak kahvaltımı edecektim. Sonrasında derse girip kısa aralarla 5 dersi tamamlayacaktım. Sonrasında boştum, ister odaya gidip dinlenirdim, ister şehirde gezebilirdim. Hafta içleri program bundan ibaretti.  Cumartesi günleri ise geziler vardı. Pazar ise herkes serbestti.

Uçağamın kalkacağı gün çok heyecanlı ve hevesli bir şekilde uyanmıştım. Uçağım 1 de olduğu için sabah çok zamanım vardı kendime gelmek için. Ailemle kahvaltı ettim ve yavaş yavaş havaalanına yol aldık. Başarılı bir uçak seyahati geçirdim. Oraya inince beni karşılayacak insanları bulmak için iyice bir çabaladım. Onları bulunca yanlarında iki tane daha öğrenci vardı. Onlara tanışmaya utandım ve konuşma açmadım. Diğerlerinin de gelmelerini bekleyeceğimiz için daha 2 saat oradaydık. Bir şekilde konuşmamız gerekiyordu. Sonunda cesaretimi topladım ve konuşma açtım. Türkiye de hiç bir zaman yeni insanlarla tanışmak bana zor gelmemişti. Fakat burada bir farklıydı. Nedenini bende anlayamamıştım. Sonrasında sohbet uzadı ve 3 kişi daha yanımıza geldi. 2 saat geçtikten sonra toplam 11 kişiydik ve otobüse doğru ilerledik.

Otobüste yanıma bir italyan oturdu ve oturduğu gibi bana selam verdi. Adı “Francessco” olan bu italyan çocuk benle yaşıttı ve futbola çok ilgisi vardı. Sohbetimiz de spor üzerineydi. Yaklaşık 30 saatlik sohbetten sonra uyumaya karar verdim. Son 1.30 saat uyudum ve uyanınca kalıcağımız yere ve ayrıca her şeyin olacağı mekana varmıştık. Otobüsten inenlerin bazıları oradaki hocalara sarıldı, ve konuşmaya başladı. Daha öncede geldiğini anladım onları. Odama çekildikten sonra burada 3 hafta boyunca ne yapacağımı düşündüm. Gerçekten zor bir başlangıç olacaktı. Özellikle sonraki iki üç gün arkadaş edinmekte zorlanacaktım.

Ertesi gün ders vardı. Herkese telefon yoluyla bir haber geldi. Bu akşam gelenlere “Jonathan” adındaki bir gurup lideri konuşma yapacak, kısaca OİSE’yi anlatacaktı. Başlıca kuralları, ders saatlerini, tüm programı anlatacaktı. Bu konuşma sırasında biraz kafam karıştı ve burada olmak isteyip istemediğimi düşündüm. Odaya geri dönünce direk uyuya kalmayı planlıyordum fakat öyle olmadı. Uzun bir gece oldu benim için. Yaklaşık 40 dakika yatakta dönüp dönüp uyumaya çalıştım. En sonunda uyandım fakat sabah bir önceki sabah gibi hevesli kalkmadım. Daha korkulu kalktım bu sefer. Kahvaltıya gittim ve sonra herkesin seviyesini öğrenmek için bir test yapılacağı söylendi. Testi bitirdikten sonra öğretmenler hemen kağıtları okumaya başladı. O sırada tüm öğrenciler boştu. Ben zamanımı oradaki insanlarla masa tenisi oynayarak geçirdim. Yenilen çıkar adındaki oyunu oynuyorduk. Sayıyı kaybeden çıkıyor sıradaki kazananın karşısına geçiyordu. 45 dakika sonra öğlen yemeği açıldı. Biz yemeği bitirdiğimiz zaman, öğretmenlerde kağıtları okumayı bitirmişti. Sonrasında anonslar yapıldı ve kimin hangi sınıfta olacağı söylendi. Dersler bir saat sonra saat tam 14:00 da başkayacaktı. Bu zaman hocaların yemek yemesi için verilmişti. Dersi çok iyi takip ettim ve şansıma Francessco da bu sınıftaydı.

Ben ilk hafta en kötü sınıfa girmiştim ve derslerden sonra olan boş zamandada yapacak hiç bir şey bulamamıştım. İnsanlara şehire gitmek ister misin diye sormaktanda arkadaş edinmektende çok korkmuştum. Orada gelişte 3-4 tane türk arkadaş edinmiştim fakat ingilizce pekiştirmek için geldiğime göre çok da fazla türklerle takılmak istemedim. Onların yanına gittim ve bana onlarla beraber çıkmamı teklif ettiler. Bende kabul ettim ve çok güzel ve uzun olan bir sokağa gittik. Zaten olduğumuz bölge bu sokaktan ibaretti. Yemek yedik ve gezmeye başladık. Aslında çok güzel geçmişti onlara zaman fakat ingilizcemi pekiştirmek için iyi bir yöntem değildi.

Ertesi gün derste Francessco ile yan yana oturduk ve beraber şehire inebileceğimiz hakkında konuştuk. Ders bitince ona gidiyor muyuz diye sordum ve evet cevabını alınca yola koyulduk. Önce beraber yemek yedik, sonra tuttuğumuz takım hakkında konuştuk, güldük eğlendik ev zaman hızla geçip gitti. Dönüş zamanı gelmişti ve hesapları ödeyip kalktık. Yediğimiz yerin hamburgeri hem çok lezzetli hem de çok ucuzdu. Bu nedenle yeni bir arkadaşla güzel bir hamburger yemenin bile çok ama çok güzel bir adım olduğunu anladım.

Akşam yemekte de aynı arkadaşımla oturdum ve masamızda oturan diğer 3 kız ile de tanışma şansı bulduk. Akşam beraber oturup sohbet ettik ve sonra odama çekildim. Çok güzel bir akşam olmuştu. O akşam ilk günlerimi düşündüm. Sonra hayatımda hiç ilk günlerde yaşadığım utançtan daha çok utanmamıştım. Çok kötü geçen ilk günler yer
Ni muhteşem geçen diğer tüm kamp günlerine bıraktı. Harika geçeceğini düşündüğüm ileri günlerde başıma bir tane daha felaket gelecekti.

Diğer gün derse girmeden önce kahvaltı ettim sınıfa 20 dakika erken vardığımı fark ettim. Bu 20 dakika boyunca ne yapacağımı düşünürken zaten 10 dakika geçti. Telefonumda boş boş oyun oynuyor İstanbulda ki arkadaşlarımı düşünüyordum. Havaş yavaş sınıf arkadaşlarım sınıfa geldi ve hocanın da içeri adım atmasıyla ders başladı. Hoca bugün daha çok etkinlikle geçeceğini söyledi. Bazı konularda gerçekten çok ama çok yüksek seviyede olan kelimeler öğrenecektik. Sonrasında bu kelimelerin ezberi için aktiviteler yapacaktık. Aktiviteler iki kişilik gruplarla yapılacaktı. Ben ve Francessco beraber olduk. İlk 30 dakika hoca tahtaya kelimeleri ve anlamlarını yazdı. Bizde defterlerimize bu kelimeleri ve anlamlarını not aldık. Sonra Flashcard denilen aktiviteyle kartlar hazırladık. Bir yönüne kelimeyi, diğerine anlamını yazdık ve birbirimize sormaya başladık. Zaman ilerledikçe ezberin de daha başarılı olduğunu gördük. Hem kelime dağarcığımızı geliştirdik, hem de çok başarılı bir çalışma yöntemi keşfetmiş olduk.

Akşam saatlerinde yine Francessco ile şehire inecektik. İnmeden önce 1 saat boyunca dinlenmiştim. Dinlenmeden önce rahat olsun diye pijamamı giymiştim. Bu şekilde çok rahat bir şekilde yatağımda uzanıp enerji toplayabilecektim. Zamanı farkına varmamışım ki Francessco bani arayıp 1 saat 10 dakika olduğunu ve neden gelmediğimi dordu. Bende uyuya kaldığımı söyleyerek hırkamı üstüme giydim ve çıktım. Sizin de tahmin edeceğiniz gibi pijamayı üstümden çıkarmayı unuttum. Şehire inince fark ettim pijamamın hala üstümde odluğunu. Belli etmemeye çalıştım italyan arkadaşıma. En sonunda oda anladı. Pijama olduğu çok belliydi. Bu nedenle bu sıcak havada hırkayla oturmaya karar vermiştim. Fakat ne olduğunu anlamadığım bir şekilde, farkında olmadan hırkamı  çıkarmışım ki, etrafımdaki herkesin bana baktığımı ve yandan yandan güldüğünü fark ettim. O an çok ama çok utanmıştım.

Hırkamı giydim ve hızlı adımlarla kampüse geri döndük. Gerçekten kötü bir andı ve kötü olan kısmı, aynı yaz kampına gittiğimiz bazı öğrencilerde oradaydı. Resmen sokağa pijama ve şortla çıkmış bir öğrenci, yeni kalkmış bir görünümle, saçları karmaşık ve kötü görünümlü
 Bir şekilde duruyordu. Gerçekten herkesin birbirine anlatacağı gülünç ve utanç verici bir olaydı.

Akşam annemi arayıp anlattım olanları, oda biraz güldükten sonra böyle basit hataları herkesin yapabileceğini söyledi. Benim moralimi biraz olsa yerine getirdi. Belki hayatımın en utanç verici olayıydı pijamayla sokakta dolaşmak, ama bu sayede insanlar gelip benle tanıştı ve bazıları benle arkadaş oldu. Şuan kampta olup konuştuğum tek kişiyi ben bu olay sayesinde tanıdım. Yani demek istediğim utanç verici bir olay her zaman kötü bir son ile itmek zorunda değildir.


İşte benim de en utanç verici hikayem bu şekilde. Son olarak sizinde hayatınızda utanç cerici bir olay yaşayıp yaşamadığınızı düşünmenizi istiyorum. Sonrasında bu olayın size nasıl bir etki yarattığını, iyi mi kötü bittiğini söylemenizi istiyorum. Çoğu kişide kötü bir etki bıraktığını biliyorum ama iyi bir etki bırakanlar da mutlaka olacaktır. Son bir şey söylemek istiyorum, her utanç verici olay kötü bitmek zorunda değildir.

10 Ocak 2016 Pazar

Uniq İstanbul Maceram


Uniq İstanbul maceram:

İki kere gittiğim Uniq İstanbul gerçekten herkesin gitmesi gereken bir yer. Eğer gitmeye karar verirseniz, macera dolu bir serüven sizi bekliyor. Bir çok parkurun sizi beklediği bu park korku ve heyecanı size aynı anda tattırabilecek güçte. Ayrıca parkurlardan önce enerji almak veya parkurlardan sonra keyifli bir gün geçirmek için alışveriş merkezide bulunuyor. Alışveriş merkezi ve macera parkının bulunduğu unique gerçekten mükemmel bir yer.

Tabiki böyle bir ye arkadaşlarınla gitmenin keyfi bir başka fakat ben hem ailem hem arkadaşlarımla gittiğim için ikisinide biliyorum. İki yolculuğumda da ayrı ayrı keyif aldım ve mükemmel bir yerde olduğumu her an hissettim. Özellikle macerayı sevenler için çok iyi tasarlanmış bir yer. Kırmızı, siyah, mavi ve yeşil parkurların bulunduğu bu macera parkında ayrıca küçük yaşta çocuklar içinde parkurlar bulunuyor. Bu nedenle macera parkı her yaştan çocukların harika zaman geçirebileceği bir yer.

Bu parka ilk gittiğimde ailemleydim. Her parkuru denemeye zamanım olmadı. Sadece siyah ve kırmızı parkurları denedim. Fakat aralarından en zor iki tanesi siyah ve zor. Bu nedenle en başta da bahsettiğim gibi heyecan ve korku hissettiğim parkurlar oldu. Zor iki tane parkurdu fakat ikisinide başarılı bir  şekilde bitirdim. Macera parkına gitmeden önce alışveriş merkezinde ailemle yemek yedim. Macera parkı sonrasıda bir şey içmek için oturdum. Alışveriş merkezinin macera parkı kadar güzel olduğunu farkettim.

İkinci gittiğimde ise arkadaşlarımlaydım. Arkadaşlarıma rehberlik yaptım ve ne yapılması gerektiğini kısa bir sürede anlattım. Onlarla beraber macera parkında bulunan her parkuru yaptım ve hepsinde çok keyif aldık. Özellikle iplere tutunarak çok uzun bir mesafeyi kat ettiğim parkur beni çok korkuttu fakat yaptıktan sonra çok eğlenceli olduğunu anladım.

Biraz da Uniq İstanbul da bulunan alışveriş merkezi üzerinde konuşalım. Uniq İstanbul içinde toplam
15 mağaza bulunuyor. Örnek vermek gerekirse; Turkcell İletişim Merkezi, Tırtıl Kids Kitabevi, Macfit Uniq Maslak, Dry Clean Express- Kuru Temizleme, Bayram Bal Hair Designs ve Car Vax- Car Care Systems. Uniq İstanbul içinde 19 tane restoran bulunuyor. Bu restoran örnek vermek gerekirse; Wine & More, Tadında Anadolu, Planet Döner, newyork fries ve Cakes & Bakes.

Uniq İstanbul da Uniq Hall adında bir yer bulunuyor. Bu bölüm konser alanı, kongre alanı ve performans merkezi olarak kullanılıyor. Ayrıca Uniq İstanbul da Uniq Sahne adında bir yerde bulunuyor. Uniq Sahne, etkinlik alanı olarak kullanılıyor. Ayrıca, Açık hava Sahnesi de tıpkı Uniq Hall gibi konser, etkinlik ve performans merkezi olarak kullanılmakta. Son olarak Volkswagen Arena gösteri yapma amaçlı kullanılıyor.

Uniq Müze, uniq Galeri ve Turkmall Sanat Uniq İstanbul da bulunan diğer mekanlar. Buralarda insanların Uniq İstanbulun tarihi ve ilginç bilgiler öğrenmesi için gereken her şey var. Uniq İstanbul'a giden biri mutlaka buraları da gezmeli. Son olarak Uniq Ofis. Uniq Ofis, iş Dünyası'na eşi benzeri olmayan bir ofis anlayışı getiriyor.

Uniq istanbul'a gitmedende benim sahip olduğum bilgilere sahip olabilirsiniz. Uniq İstanbul'a ulaşmanın yolları; telefonla aramak, faks göndermek, internet sitesine girmek veya mail atmak.
Bu gibi yolları kullanarak rahatlıkla bilgi alabilirsiniz. Özellikle internet sitesi ulaşım tavsiyesi bile vermekte. Nerde oturduğumuza göre Uniq İstanbul'a kaç dakikada varacağımızı, hangi otobüsü kullanacağımızı, hangi metro durağında ineceğimizi ve hangi minibüse bineceğimizi açık açık belirten yönergeler sayesinde ulaşım problemi yaşamak çok zor. 

27 Aralık 2015 Pazar

Hidrolik kol

HİDROLİK KOL VE HİDROLİK SİSTEM

Merhaba sevgili okurlar. Bu haftaki yazımda size hidrolik koldan bahsedeceğim. Ayrıca bu yazı biraz daha gözlemlere dayanarak yazılmış bir yazı olacak. Bunun nedeni ben hidrolik kolu fizik ödevim için seçtim ve ayrıca basit bir hidrolik kol tasarladım. Bu şekilde hidrolik kolun nasıl çalıştığını anladım. Ayrıca bu yazıda size nasıl hidrolik kol yapabileceğinizde anlatacağım.
Hidrolik kol, bir taraftaki sıvının şırınga yoluyla diğer tarafa iletilmesi ve bunun sonunda diğer şırıngaya sıvı basıncı iletilerek kolun hareket etmesidir. Esasında mantık bu kadar kolaydır.

Hidrolik kol sabit bir hidrolik sistemdir. Sabit hidrolik sistem ne olduğunu bilmiyor musunuz?  Elbetteki açıklayacağım.  Sabit hidrolik sistemler belli bir yere sabitlenmiş hidrolik sistemlerdir. Sabit hidrolik sistemler; imalat ve montaj makineleri, Transport sistemleri, Kaldırma ve iletme mekanizmaları, presler, Basınçlı döküm makineleri, haddehaneler, Asansörler ve Ambalajlama alanlarında kullanılır. Hidrolik kol sistemi benim açımdan kar toplamak için kullanılabilir. Örnek verecek olursak benim yaptığım basit sistemin profesyonel ve çok ama çok daha büyük bir hali çok kar yağınca onları çok rahat ve hızlı bir şekilde kenara itebilir. Hidrolik kolu farklı alanlarda da kullanmayı denemek bazı insanların daha az yorulmasını sağlayabilir. Hidrolik kolun nerede çok başarılı kullanılabileceğini bulmak o alanda çalışan insanları gerçekten çok mutlu edebilir.

Hidrolik kol yapmak isterseniz kullanabileceğiniz malzemeler; 1 adet karton, tahta, 1 adet Metalik koli bandı, 4 adet Şırınga, 2 adet şeffaf boru olmalıdır. Bu malzemelerle çok basit bir hidrolik kol yapılabilir. Ben bu malzemeleri kullanarak kendi hidrolik kolumu tasarladım ve çokta işlevsel olduğunu söyleyebilirim.

Ben bu deneyi yaparken izlediğim deney aşamaları şu şekilde; öncelikle malzemeleri satın aldım. Alt tabaka ahşap üstüne çubuk şeklindeki tahtaları vida ile tutturarak bir kol haline getirdim. Hortumu kol ile tahta arasına tutturdum. Hortuma suyu doldurma ve şırıngaları yerleştirip yapıştırdım. Suyu sıkarak kolu öne, arkaya, aşağı ve yukarı doğru hareket etmesini sağladım.

Biraz da hidrolik sistemlerden hidrolik sistem kullanılır. İnşaat sektörü buna örnektir. Hidrolik sistemler genelde iç içe rahatça girip çıkabilen iki silindirin, hava ve sıvı sızdırmadan hidrolik sıvısı ile hareket ettirilmesidir. Bu sistem birçok farklı işin çok daha kolay ve hızlı çalışmasını sağlar. Ayrıca bu sistem sayesinde işçiler daha az yorulur ve enerjilerini farklı yerlerde tüketme imkanı bulurlar. Ayrıca hidrolik sistem inanılmaz güçlü bir sistemdir. Bu sistem insan elinin yapamayacağı işleri de yapar. Yani hem insan elinin yapamayacağı işleri yapmalarını sağlar, hem de insanların daha az terlemelerini.



Günümüzde hidrolik sistemler yine sıvı basıncını kullanarak arabalarda güvenli bir sürüş için çok büyük avantaj sağlamakta. Sert direksiyon dişli sitemleri yerine sıvı hareketi ile kolayca kullanılabilen direksiyonların elde edilmesini sağlamakta. Ayrıca arabalarda fren sistemlerinde hidrolik olarak saniyede 8-12-16 defa diske vuruşu ile aracı kolayca ve kaydırmadan durdurması da ABS sisteminin temelini oluşturmakta.

Umarım bu yazımda size hidrolik kol sisteminin nasıl çalıştığını, nasıl hazırlandığını, hazırlanma adımlarını, malzemelerini ve amacını doğru bir şekilde açıklayabildim. Ayrıca hidrolik sistemleri de kaba bir şekilde açıklayabildiğimi ve örneğimin de açıklayıcı olduğunu umuyorum.

Kaynaklar:

20 Aralık 2015 Pazar

Futbol'un Tarihi


Bugun sizlere rekabetin tavan yaptığı spor dalı olan futbolun kurulma hikayesini anlatacağım. Umarım keyif alırsınız.

Futbol, Dünya da her ülkenin inanılmaz bir tutku ve heyecan ile oynadığı veya izlediği bir spordur. Peki, herkesi birbiriyle bu kadar rekabete düşüren bu spor nasıl doğdu? Mısır da mezarlardaki duvar resimlerinde futbol oynayan figürlere rastlanması ve Çinde iki kılıç arasında topu tekmeleyen insanların olduğu varsayılması futbolun en eski tarihi olarak varsayılır.

Futbolun Kesin olarak bilinen tarihi 17. Yüzyıldır. İngilizler, 17. Yüzyılda ilk kez gerçekten futbol oynamıştır. Bütün Dünya da kanıtlanmış olan bu bilgi İngilizler'in futbolun kurucusu olduğunu gösterir. Aynı zamanda İngilizler günümüzde Dünya üzerinde bulunan en kaliteli lige sahiptir.
Bu ligin adı ise "Barcalys Premier League" olarak adlandırılmış. Ligde toplam 20 takım bulunur.

Bu olay sonrasında 18. Yüzyılda, futbol topunun tam bir küre biçiminde olmasının kabulu, Cambridge kurallarıyla öğrencilerin ilk maça çıkması, ingiliz takımının Almanya'ya futbol maçı için gitmesi, ilk futbol takımı olan Sheffield Club'ın kurulması ve İngiltere futbol federasyonunun doğuşu futbolun hatırlanması gereken olaylarıdır. Bu olmasaydı olması modern futbol denilen bir kavram olmayacaktı.

18. Yüzyıl, benim açımdan futbol tarhinin en önemli yüzyıllarından biri. Bunun en büyük nedeni
İngiltere futbol federasyonun kurulmuş olmasıdır. Bu fedarasyon ile diğer fedarasyonlarda kurulmuş, bu şekilde futbol yayılmıştır. Günümüzde de TFF yani Türkiye Futbol Federasyonu başarısız bir şekilde işine devam etmektedir. Ne yazıkki son zamanlarda çok kötü seçimler yaparak Türk futbolunu maf etmiştir. Bu benim kişisel fikrimdir.

19. Yüzyıla gelecek olursak; iki ingiliz kulübü arasında oynanan bir maçın yüz bin kişiden fazla izlenmesi, İngiltere dışında bie milli maç oynanması, averajın kabülü, ofsayt kuralının kabulü, Londra olimpiyatlarında futbol oynanması ve Fifa'nın kabulüdür.

Benim açımdan şu an futbolun en üst seviyesinde bulunan fifanın kurulması 19. Yüzyılda yapılan en önemli hareket. Fifa şuan Şampiyonlar ligi ve Uefa ligi adında iki ligi yönetiyor. Bu iki lig kendi ulusal liglerinin üst sıralarında bitiren takımların birbirleriyle karşılaştığı iki ligdir. Bu iki lig sayesinde Dünya üzerinde her sene "kim en iyi ?" Sorusu yanıtlanır.

Türkiye de futbol tarihine gelirsek ise, Dünya da olduğu gibi Türkiyede de aynı yerden insanlar futbolu başlatmıştır. İngilizler İstanbul, İzmir ve Selanikte futbolu başlatmış, burada yaaşyan rumlar da futbola merak sarmıştır. Bu şekilde futbol ülkemize yayılmıştır. Osmanlı da ilk futbol maçı ise 1875 yılında Selanikte oynanmıştır. 1877 yılında ise İzmir de maç yapılmaya başlamıştır.

İlk futbol oynayan türk insan ise ingilizlerle birlikte İzmir de top koşturan Selim Sırrı Tarcan olmuştur. Fakat ilk futbolcu kimliğine bürünen isim ise Fuat Hüsnü Bey adındaki türk'tür. Fuat Hüsnü Bey, ingilizlerle futbol oyandıktan sonra, arkadaşlarıyla bir takım kurmuştur. Kurdukları bu takımın adı ise Black Stocking olmuştur. Fuat Hüsnü Bey'in önderliğinde Black Stocking rumlarla ıynadığı maçı 5-1 kaybetmiş ve dağılmıştır. Sonrasında Fuat Hüsnü Bey, Bobby lakabında ingiliz takımında oynamıştır.

Şuan Türkiye de futbol tüm hızıyla devam ermektedir. Gençlerin açık arayla en çok ilgi duyduğu spor olarak bilinen futbol en üst liginde 18 takım bulunuduryor. Bu ligin ise bir çok alt ligi bulunuyor. Spor Toto Süper Lig Fenerbahçe, Galataaray, Beşiktaş, Trabzon spor ve Bursaspor adındaki 5 büyük takımın önderliğinde sürüyor. Ayrıca Spor Toto Süper Ligi ilk beş sırada bitiren kulüpler Avrupa kupalarına gitmeye hak kazanıyorlar.


13 Aralık 2015 Pazar

Bilgisayar'ın Tarihi


Bu yazımda sizlere bilgisayarın tarihçesi hakkında bazı bilgiler sunacağım. Bu bilgilerin arasına kendi görüşlerimi de ekleyeceğim.

Bilgisayar, abaküs denilen bir basit hesap makinasıyla başlamıştır esasında.  Bu basit hesap makinası 1642 yılında Blaise Pascal tarafından yapılmış bir hesap makinasıdır ve bugünün hesap makinalarından çok farklıdır.  Bu hesap makinası yalnızca toplama ve çıkarma işlmeleri yapabilmektedir.

Bana göre abaküs o dönem için yararlı bir hesap makinası olmuş ve bilgisayar tarihinin başlangıcı olması da bu basit hesap makinasının değerini arttırmış. Ayrıca Blaise Pascal da bu basit hesap makinasıyla bilgisayar tarihini başlatan kişi olmuştur. 

1820 yılında Charles Xavier Thomas, ticari anlamda insanların ilk kez kullanabilecekleri bir hesap makinası ortaya çıkarmıştır. Fakat bu hesap makinası, adaşı Charles Babbage tarafından yaratılan buharla çalışan hesap makinasından çok uzak kalmıştır.

Bence Thomas ve Babbage yeni buluşlarıyla bilgisayar tarihine yeni bir sayfa açmıştır. Elbette ki Babbag'ın buharla çalışan hesap makinası çok büyük bir buluştur fakat benim açımdan ticari anlamda ilk kez kullanılabilir olan bir hesap makinası da bilgisayar tarhinde çok önemli bir yer kaplamaktadır. 

 Bu hesap makinaları sonrası tam anlamıyla bilgisayar ortaya çıkmıştır.  Hermann Hollerith delikli kart sistemiyle çalışan bir bilgisayar üretmiş ve bu bilgisayara veri girişi alma özelliği eklemiştir. Hermann Hollerith'in yapmış olduğu bu bilgisayar yapılan işlemlerin hızının artması ve bilgisayarın yaptığı hataların azalması ile büyük yankı yapmıştır. 

Bu bilgisayardan sonra, Howard Hathaway Aiken, Mark 1 adını verdiği bilgisayarı ortaya çıkarmıştır. Aiken, ondan önce çıkan bilgisayarlarıda logaritma ve trigonemetri fonksiyonlarını hessaplayabilme özelliğiyle geçmiştir. Ayrıca Mark 1 adlı bu bilgisayar yarı otomatik bir bilgisayardır. Fakat bu bilgisayar beklenen hız ve doğru sonuca ulaşamadı. 

Bu öenmli buluşardan sonra bahsetmek istediğim bir konu daha var. Bu konu bilgisayar tarihinin kaç döneme ayrıldığı. Bilgisayarlar tarihi 4 döneme ayrılır. 


1. Kuşakta yapılan bilgisayarların hepsi ENİAC adlı kocaman bir bilgisayar benzer. Bu bilgisayar Amerikan ordusunun çok işine yaradı. Bu bilgisayar sayesinde Amerikan ordusu top atışlarında verilen koordinatların yanlış girilmesi ve zaman kaybını en aza indirdi. Fakat bu bilgisayar 30 ton ağırlığında. 

Amerikan ordusu bu 30 ton ağırlığındaki bilgisayarı kullanmadan önce Pensilvanya Üniversitesi Moore Mühendislik Okulundan yardım aldı. Bu bilgisayar, ondan önce yapılmış olan bilgisayarlardan  çok daha hızlı peoblem çözme yeteneğine sahipti. En önemli dezavantajı ise hafızasının çok küçük olmasıydı.

2. Ve 3. Kuşağın bağlantı yılları arasında Microsoft ve Apple firmaları kuruldu ve ilk bilgisayarları lratay çıktı. Apple firması yolda gördükleri bir elma sonucu adını apple koydukları firmayla Apple 1 adlı bilgisayarı üerettiler. Microsoft firması ise 1985 yılında Microsoft Windowsu ortaya çıkardı ve büyük bir değişim yarattı. Günümüzde kullanılan Windows işetim sistemine en çok benzeyen işetim sistemi ise 1995 yılında üretilmiş olan Windows 1995. 

Windows zaman ilerledikçe ne kadar kaliteli bir şirket olduğunu gösterdi ve 2002 yılında Windows XP denilen yazılımı geliştirdi. Windows XP denilen sürümden 5 yıl sonra Windows firması günümüzde kullanılan Windows vita'yı geliştirdi.  Bu şekilde devam eden Windows sürümleri günümüzde Windows dokuz'a kadar ilerledi. Ayrıca Apple firması da günümüzde iphone 6 s modelini piyasaya sürdü. Ayrıca mac sdında bilgisayar türü var. Bunun yanında ipad, ipod, iwatch gibi ilginç buluşlarıda mevcut.

Yazımda bilgisayar tarihini güzel bir şekilde açıkladığımı umuyorum.

http://www.felsefe.gen.tr/blaise_pascal_kimdir.asp
https://muminsahin.wordpress.com/tag/mark-i/
https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Bilgisayarın_tarihçesi
http://gamzessmn.com/dersnotu/1_bilgisayarin_tarihcesi.docx